Bekleme Ekranından Çık

HAVACILIK TARİHİNİN ÖNEMLİ BİR OLAYININ GAZETELERE YANSIMASI.2

İstanbul ile Ankara arasındaki havayolu hakkında Resimli Gazete’nin 29 Kanuni Evvel 1339 (29 Aralık 1923) tarihli 17. sayısında yayınlanan yazının ilk bölümüne geçen sayımızda yer vermiştik. İmparatorluğun ve Cumhuriyetin başkentleri arasındaki hava yolculuğuyla ilgili yazının devamı da çok ilginç; yazının ikinci bölümü bu girişimin faydalarıyla ve uçağa binmek için özel yetenekler gerekip gerekmediğine dair… Bu bölümde yazılanların bir özelliği de zaman zaman mizahi bir üslup kullanılmasıdır.

 

Havada uçaktan ne fayda?

 

Bu sualin cevapları çoktur. Şaka bir tarafa, tayyareciliğin askeri, iktisadi, içtimai sayısız faydaları vardır. Bunları hülasa edelim:

Askeri Faydaları - Cephe taarruz ve müdafaalarına iştirak etmeseler bile tayyarelerin cephe gerisi hizmetleri namütenahidir. Nakliyatta çok mühim işler görürler. Asker taşırlar, erzak taşırlar. İngilizler Harbi Umumide bizimle dövüşürlerken Irak’ın muhtelif yerlerinde çıkan isyanları tayyarelerle bastırırlardı.

 

İktisadi Faydaları - Ticarette en büyük menfaat, süratle dosttur. Bugün iktisadi hayat o hale gelmiştir ki, bir tüccar için malını bir saat evvel gümrükten çıkarmak, binlerce lira menfaat temin etmektedir. Anadolu’muzun en mühim şehirleri arasındaki uzun mesafeleri bir iki saatte kat edecek olan bu tayyarelerin iktisadi hayatımızın inkişafına çok faydaları dokunacaktır.

 

İçtimai Faydaları - Şehirler arasında içtimai, hatta ailevi münasebetleri kolaylaştıracaktır. Gazeteciler, muhabirlerinden mektuplarını çarçabuk alacaklar, birbirlerinden ırak düşen sevdazedeler kavuşacaklar. Biri ötekinin milliyetperverliğinden, öteki de bunun medeniyetperverliğinden istifade edecek. Bu suretle şehirler arasında hem cismani ve maddi, hem ruhani ve manevi münasebetler, bütün manasıyla çoğalmış olacaktır.

 

Vali Beyimizin başına gelenler

 

İstanbul’a gelmek için sık sık fırsat kollayan Ankara’nın bazı ricali havai postalardan (hava yollarından) pek ziyade istifade edeceklerdir. İçlerinden her zaman mezuniyet (izin) koparmak maharetini haiz olanlar, belki de günde iki defa Ankara ile İstanbul arasında mekik dokuyacaklardır. Ankara’dan gelen misafirleri karşılamayı kendisine hem zevk, hem de vazife edinen vali Haydar Beyimiz, artık bir günde iki defa Ayastefanos’a koşarak misafir ağırlamaktan, hepsine ayrı ayrı ziyafetler vermekten uyku uyumaya, yemek yemeye vakit bulamayacak, maazallah, kıymetli vücudundan birkaç kilo kaybedecektir.

 

“Havada yüz elli metre kadar indikten sonra paraşütün şemsiyesi açılıyor, kazazede (…) uçarak hiçbir tarafı incinmeden sathı arza (yere) iniyor.”

 

Tayyareye binmek yiğitlik midir?

Hepsi iyi ama, itiraf edelim, tayyare kelimesi hepimizi az çok telaşa düşürür. Bu kelimenin bizim muhayyilemizde esrarengiz bir intibaı vardır. Tayyareye binmezden evvel kendilerini hayat sigortasına koymak isteyenler bulunacaktır. Açıkçası, bu iş bir çoklarımıza tehlikeli görünüyor.

 

Öyle ya, küçücük bir vapur kamarasına girip oturuyorsunuz. Bu kamara birden kalkıyor, dehşetli bir hırıltı, gürültü, dehşetli bir sarsıntı içinde, havaya doğru yükseliyor. Pencereden bakınca görüyorsunuz ki, İstanbul ayaklarınızın altındadır. Evler, kibrit kutuları gibi ufalıyor, caddeler ip gibi inceliyor, cami kubbeleri karpuz kabuğu gibi daralıyor, hatta Boğaziçi, Haliç şiirlerde tasvir edildiği gibi mavi bir kurdele kadar eksiz görünüyor. Galata kulesi, bağdaş kurmuş bir (?), Beyazıt kulesi, bir kumandan, Sultan Ahmet camii minareleri çıtkırıldım bir İstanbul beyi boyunda küçülürler. Nihayet gözlerinizi koyu sisler, bulut parçaları kaplıyor. (…) Bu namütenahilik (sonsuzluk) içinde, başınıza felaket gelirse, imdadınıza koşacak hiçbir el yok gibidir.

 

 

Fakat sakın telaş etmeyiniz. Tayyareciler de bizim gibi insandır ve deli değildirler. Fen herşeyi hesap etmiştir. Makinenin en korkunç rüzgarlarda mukavemetini, benzin iştigalini ve sair tehlikeleri ölçmüş, ayağını tetik almıştır. Ama olur ya, pek büyük bir tehlike çıkar da tayyare tepetaklak olursa, buna da çare var: Paraşüt! Paraşüt, Frenkçede: “Sukuta mani olan” (düşmeyi engelleyen) demektir. Tayyare kazasında, paraşütler vasıtasıyla can kurtarılır. Bu paraşütler yaptığımız resimde görüldüğü gibi şemsiye biçimindedir. Fakat birdenbire açılmaz. Tayyareden düşüldüğü zaman bu şemsiye, yüz, yüz elli metre kadar kapalı durur. Sonra kazazede, göğsüne merbut (bağlı) bir vidaya basınca, şemsiye kendi kendine açılır, sukuta mani olur. Denizde kabaklar, tahlisiye mantarları neyse, havada da “paraşüt” odur.

 

Bu kadar teminata raptedildikten sonra, hayatınızı sigortaya koymadan tayyareye binebileceğinize aklınız kessin ve (Tevfik) Fikret’le beraber terennüm edelim:

Bir ufk-ı i’tilâ açılır, yükselir hayât;

Yükselmeyen düşer: ya terakkî, ya inhitat!

Yükselmeli, dokunmalı alnın semâlara;

Doymaz beşer dedikleri kuş i’tilâlara...

 

1968 © Uçak Teknisyenleri Derneği