UTED’in yönetiminde de bulunan Nazım Potur, gençlerin dernek çalışmalarına katılmasının önemine dikkat çekiyor: “Geçmişteki mücadelelerle gençlerin bugün hazır buldukları haklar kazanıldı. Bugün elimizdeki tüm kazanılmış haklar, mücadeleyle kazanılmış haklardır ya da yeterince mücadele edilemediği için kaybedilmiş haklardır. Ben gençlere sıranın onlarda olduğunu hatırlatmak istiyorum. Şimdi onların etkin olarak çalışmaları gerekiyor. Bugün tohumu toprağa ekecekler, onlardan sonrakiler de yetişecek ağacın meyvesinden yararlanacaklar. Kendinden sonraki nesiller için çalışmalılar. Çünkü biz öyle yaptık…”

 

UTED: Mesleğe başlamadan önce havacılığa ilginiz var mıydı?

Nazım Potur: Babam 1970’li yılların başında Alman­ya’ya işçi olarak gitmiş. Ben orada doğdum. Ancak üç çocuklu bir aile olduğumuz için o dönem birçok ailenin yaptığı gibi bakım güçlüğünden beni İstanbul’daki akrabalarımın yanına bıraktılar. Ben ilk, orta ve liseyi bu nedenle Zeytinburnu’nda okudum. Ancak, her yaz tatili ve bazen sömestrlerde ailemin yanına Almanya’ya giderdim. İlkokul üçüncü sınıfta Almanya’ya geri almak istediklerindeyse gitmek istemedim. Türkiye’de eğitimi­me devam etmeyi tercih ettim. İşte bu gidiş gelişlerim sırasında uçaklarla tanıştım. İlk uçuşlarım 7-8 yaşla­rımda başladı. Uçaklar bana çok etkileyici gelirdi. Hatta kokpite girer, kaptanlardan imza alırdım. Kokpitten gördüğüm Viyana’nın ışıklarını, gökyüzündeki yıldızları hiç unutmam… Kısacası benim havacılığa başlamamın nedeni, uçakları sevmemdir. Yoğun bir sevgidir bu… Yani eşten dosttan duyarak ya da maddi şartları iyi diye uçak teknisyeni olmadım.

 

UTED: Üniversite sınavlarında okul seçerken mi fark ettiniz bu bölümü?

Nazım Potur: Evet, gördüğümde de çok sevindim ve hemen tercihlerim arasına aldım. 12 tercih yapmıştım ve bu tercihlerin biri dışında tamamı havacılıkla ilgiliydi. O dönem 24 tercih hakkımız olurdu. Havacılıkla ilgili o yıllarda olan tüm okulları yazmıştım. Kazandığım bölü­mü de severek okudum.

 

UTED: Peki, mezun olduktan sonra Top Air’de çalış­maya başladınız. İlk kez uçağa bir iş için çıktığınızda neler hissettiniz?

Nazım Potur: Top Air’de küçük uçaklara periyodik bakım yapıyorduk. Bakımı biten uçağımızı Diamond D20 Katana’yı Atatürk Havaalanı’ndan Hazerfen’e uçuş okulumuza götürecektik. İki kişilik çok küçük bir uçaktı. Önümüzde de büyük bir uçak vardı. Rüzgâr, hafifçe içeri giriyordu. Büyük uçaklara göre kendinizi pek güvende hissetmezdiniz. Mesleğin önemi ilk anladığım o andı herhalde. Türk Hava Yollarına geçince bir anda geniş gövdeli uçaklarla tanıştım. Ağır bakımlarda uçağın iskeletiyle tanıştığımda çok şaşırdığımı hatırlıyorum. Bu uçak böyle miymiş, diye düşünmüştüm. Koltuklar ve paneller olmadığında, ben buna binmem, dedirtecek bir görüntü oluşur.

 

UTED: Meslek hayatınızda başınıza gelen ve unutamadığınız anılar var mı?

Nazım Potur: Meslek hayatımda olaylar epeyce fazla; Malum sözleşmeli teknisyen olarak girdiğim ve Hat Bakımın Teknik AŞ’ye bağlanma sürecinde sunulan geçiş yapmama hakkımı kullanarak ayrıldığım THY Teknik’te yıllık izinlerimiz, ilk beş yıl 12 gün, sonra 18 gün, 21 gün ve en son 15 yıllık çalışana verilen 26 gündü. Onu da yoğun tempomuz nedeniyle yaz ve kış olarak iki parçalı ve kura çekimine bağlı kullanmak zo­rundaydık. O dönemin sendikasına sürekli mesleğimizi, önemimizi anlatmaya çalıştık. Onlar da ısrarla anla­mamaya çalıştı. Kanun gereği vergisiz maaş almamız, astronot oluşumuzun sorgulanması, dünya havacılığı ile kıyaslandığında bizdeki mesleki olarak haftalık çalışma süresinin uzunluğu, Sosyal Yardım Vakfının maaşımızdan zorunlu olarak her ay kestiği iki taksit, o dönemde havacılık çalışanları için çıkartılmaya çalışılan yeni ve önemli haklar getirecek olan Hava-İş Kanu­nunda bizim meslek gurubumuzun dahil edilmemesi, kanunen almamız gereken vergisiz maaş, İstanbul’un ana üs oluşu ve bunun bir prim gerektirdiği, hat bakım biriminin uçuş öncesi son kontrolü yapıp uçağı sefere vermesinin sorumluluk c/s primi, alması çok zor olan kaybetmesi en ufak sağlık sorunuyla kolay olan lisans kaybı sigortası taleplerimizle sürekli olarak hak ettiği­mize inandığımız bir mücadeleye girişmiştik. Dernek ve sendikal faaliyetlerde bulunmamın nedeni her zaman uçak teknisyenliği mesleğinin onurunu, kalitesini saygınlığını artırma çabamdı. Sonra bu 3-5 yılda bir giril­mesi gereken yabancı dil sınavının her hangi başka bir meslek gurubunda olup olmadığını sorgulayışım. Siz, bir hakime, yıllar önce üniversitede okuduğun Roma Hukuku kitabında şu paragrafı okumamışsın, şimdi şu tarihe kadar o kitaptan bir daha sınava girmelisin yoksa hakimliğin geçerli olmaz gibi bir yaklaşımla özdeşleştir­miştim. Tabi ki tüm çabalarım kapasitem kadardı, belki başarılı olamadım ama en azından ben üzerime düşeni fazlasıyla yaptığıma inanıyor ve bunun huzurunu şu an yaşıyorum. Dönemin Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile Güney Kore’ye A340 ile görevlendirilişim, oradaki milletler arası temsilde uçağınızla, bayrağınızla hissettiğiniz milliyetçi duygular…

Uçakla ilgili birçok olay yaşadım ve birçok anım var ama unutulmaz anı dendiğinde ilk aklıma gelen anımı an­latmak istiyorum. Sekiz yıl kadar önceydi ve Türk Hava Yollarında çalışıyordum. Öğlen vardiyasına gelmiştim. Boarding verilmiş bir uçakta pilot yakıt kokusu almış. JFK teknisyenimiz Fahrettin Korkut ile birlikte acilen uçağa gönderildik. Nijerya’ya gidecek bir A340 uçağıydı… Kabine çıktığımızda biz de yakıt kokusunu aldık. Koku olmaması gerekiyordu ama vardı. Apu’ya çıkıp bakmış bir şey görememiştik. Apu Bleed off ya da Apu inop olarak sefere vermeyi düşünüyorduk. Aşağıdan uçağın kuyruk kısmına bakarken havada bir tane damlacık gördüm. Yağmur damlası gibi küçücük bir damla… Zıplayarak damlayı yakalamaya çalıştım, çünkü rüzgâr da vardı. Damlayı yakaladım ve yakıt koktuğunu fark ettim. Bugün bile anlatırken tuhaf oluyorum. Orada yakıt olmaması lazım… Hemen bir platform çağırdık ve yukarı çıktık. Kapağı açtım, baktım, çok sevdiğim bir de­yimdir, “bir de ne göreyim”… Gırtlağa kadar yakıt orası… Olmaması gereken yerde 1,5 – 2 ton yakıt var… Bizim görevimiz, uçağın emniyetle ve zamanında kalkışını sağlamak. Ancak bu durumda ilk şart yerine gelmiyor. Uçağın o halde kalkma ihtimali yok. Kalkarsa emniyetli bir biçimde inme ihtimali de yok. Tabii uçak hemen seferden alındı ve büyük bir facia engellendi. Havada bir damla görmemle başlayan bu süreç doğabilecek korkunç sorunları engelleyen bir adım olmuştu. Tabii ilk adımı pilot atmış ve aldığı yakıt kokusunu bildirmişti. Ancak havadaki küçücük bir damlayı fark etmemi hala anlamış değilim. Türk Hava Yolları da bu olaydan sonra bir teşekkür yazısı vermişti.

 

UTED: Çok güzel bir anı, sonu iyi biten ve ders verici bir olay…

Nazım Potur: Kesinlikle… Detayların ne kadar önemli olduğunun bir göstergesi… Detay deyince aklıma geldi, bir anımı daha paylaşmak istiyorum. Geniş gövde, hidrolik arızasından dönen bir A330 uçağında çalıştık. Her şey yolunda, işlemleri dört dörtlük yaptık. Sigorta­ların sıralı çekimi Airbus uçaklarında önemlidir. Filodaki sadece o uçakta sigorta çekme sırası 1, 3, 5 olacakmış. Biz diğer uçaklardaki gibi 1, 2, 3, 4, 5… diye yaptık o işlemi… Kaptan havadan arayıp, dikmeleri toplayamadı­ğını söyledi. O zaman şefimiz telsizden müdahale edip, sigortaları çekme sırasını söyleyip, pilotun yapmasını istedi. Sigortalar yeniden çekilip basılınca sorun ortadan kalktı. Aksi halde Marmara üstünde yakıt boşaltacak, arızadan geri dönecekti.

Yani hep başarı hikâyeleri yok insanların hayatında. Genç arkadaşlar bilsin diye anlattım. Her an yeni bilgiler öğrenmeye açık olmalı ve kesin olarak bildiğini sandığı uygulamaların bile bir başka uçakta farklı olabileceğini unutmamalılar…

 

 

UTED: Uçak teknisyenliği mesleği sizce nedir, nasıl tanımlarsınız?

Nazım Potur: Bu gün sıktığınız vidayı 20 yıl sonra nasıl sıktığınızın sorulabileceği bir serüven, onlarca ülke gör­me imkanı, yılın üçte biri gece vardiyası, kavurucu sıcak, dondurucu kar soğuğu, iliklerinize kadar ıslatan yağmur ve bitmeyen adrenalin. Pazartesi evde, Salı Afrika’da Perşembe Japonya’da Pazar Almanya’da olabileceğiniz tutku gerektiren bir meslek. Her an her şeye hazırlıklı olmak zorundasınız..

 

UTED: Peki, mesleğinizin zorlukları nelerdir?

Nazım Potur: En büyük dezavantajı tabi ki vardiyalı, ge­celi gündüzlü çalışıp ailenizden, dostlarınızdan ve güzel organizasyonlardan, bayramlardan uzakta kalmanız. Geriye dönüp baktığınızda hiç bir şeye yetişemediğinizi fark edeceksiniz.

 

UTED: Siz UTED yönetiminde de bulundunuz...

Nazım Potur: Evet. UTED’ le öğrencilik yıllarımda tanışmıştım. Havacılık şenliklerimize dernek temsil­cileri gelirdi. Benim için UTED çok önemlidir. Meslek ilkelerinin gelişmesi, mesleki onurumunuz korunması ve dayanışma birlik, beraberlik açısından dernekler çok doğru platformlardır. THY’de işe başladığımız günlerin ikinci haftasında üye formları dağıtılmış ve memnuni­yetle doldurmuştum. Yeniliklerin iyi olacağı düşüncesi ile Onursal Başkanımız Sefa İnan’ın karşı listesinde Sayın Tevfik KIRMACI listesinde yönetim kuruluna seçilmiştim. Daha çok derginin çıkarılmasına katkıda bulunmaya çalışmıştım.

 

UTED: Dernekçilik gönüllülük esasıyla yapılan bir faaliyet. Bu bilinç sizde nasıl oluştu?

Nazım Potur: Belki de kişisel özellikler veya ailede okulda hayatta gördüklerimdir… Ben her zaman bu tip yapılanmaların önemine inandım. Bu nedenle THY’den ayrılmadan önce sendikal faaliyetlerde de bulundum. Bazen meslektaşlarımdan “UTED benim için ne yaptı?” sorusunu duyuyor ve çok üzülüyorum. Dernekler tek tek bireyler için bir şey yapmazlar. Meslek için yaptıkları o mesleğin her ferdini etkiler. UTED 1968 yılından beri bu mesleğin gelişmesi için çalışıyor. Neredeyse yarım asırdır bu mesleğe emek veren gönüllü insanların çalış­maları var ve birçok da kazanımları oldu. UTED dergiyi okuyanlar tüm bu kazanımların kayıtlarını o sayfalar­da göreceklerdir. Bence bir uçak teknisyeni öncelikle kendisi için bir şey yapmalı ve dergimizi okumalı, eksik gördüğü yerleri belirtmeli. Tabii ben uzun süre gönüllü olarak çalıştım ve doğrusunu isterseniz bu tip tutumlar nedeniyle biraz yoruldum.

 

UTED: Bu kadar meslek için uzun süre mücadele ettiğinizi söylüyorsunuz, Şu an mücadeleniz devam ediyor mu?

Nazım Potur: Etmiyor... UTED Başkanımız aradığında ilk sorum ne için, kim için röportaj, şeklinde olmuştu. Benden daha değerli bu sayfada yer alması gereken büyüklerimiz olduğunu belirttiğimde benim de mesleğe ve sektöre gerektiği kadar emek verdiğimi vurgulama­sıyla hayır diyemedim.

Çok sevdiğim milli havayolumuz Türk Hava Yolları Tek­niği, dünyanın en iyi bakım şirketi yapma arzularımdan vazgeçtim. Belki de bu mücadelelerimin temeli Alman­ya’yı sevememiş olmamdı. 15 yıllık mesleki hedeflerim ideallerim, heyecanım da upuzun bir yolda yalnız yürü­yecek olduğum fikrinin oluşması, keyif vermeyişi, belki yılların yorgunluğu ile söndü. Şu an en değerli varlığım kızım ve aileme nasıl daha çok vakit ayırabilirim geç­mişte yapmayı istediğim ama vakit bulup yapamadığım hobilerimin derdine düşmüş durumdayım. Karadeniz’de yayla evi yaptırdım, kışın snowboard heyecanına sardım. Bu arada sözünü ettiğim tüm sıkıntıların düzelmeye­ceğini anlayan iki yakın dostum meslek değiştirip pilot oldu. Şu an ikisi de çok başarılı şekilde teknisyen kökenli pilot olma özelliği taşıyor.

Bizler lisanslı futbolcular gibiyiz... Şu an Pegasus Havayolları için ter döküyorum. İlk sorumluluğumuz Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’ne, tıpkı futbol fede­rasyonu gibi düşünün. İkincil sorumluluk şirketimize yani mevcut kulübümüze... PEGASUS kendi low - cost liginde liderliğe oynuyor. Tribünlerde olmanın herkesin hakkı olduğuna inanıyor, 13 TL’ye bilet satıyor ve verdiği 100 uçaklık A320 NEO siparişiyle de dünya liginde bir Türk takımı olarak ben de varım diyor. Tüm bunları yaparken de ilkeli duruşundan ödün vermiyor. Şu an 77 uçağıyla dünyada yıldızı parlayan şirketler arasındaki Türk şirketi olarak gösteriliyor. Burada Ailenin gerçek­ten bir bireyi olduğunuzu şirketler için olmazsa olmaz aidiyet duygusunu hissedebiliyorsunuz. Aile bireylerini de özenle seçiyor.

 

UTED: Genç teknisyenlere bir mesajınız var mı?

Nazım Potur: Dernekle ilgili; Genellikle genç meslek­taşlarımızda şöyle bir tutum gözlemliyorum. Bizden öncekiler bir tohum eksin, biz de o tohumdan büyü­yen ağacın meyvelerini yiyelim, diyorlar. Genel olarak mesleklerinin tarihleriyle ilgili bilgileri eksik olduğu için böyle bir algıya sahip olduklarını düşünüyorum. Mazimiz makinistlikle başlarken şu an Uçak Bakım mühendisliğini ve Uçak Sistem mühendisliğinin ayrı iki kavram olduğunu konuşuyoruz. Çünkü onlardan önceki meslektaşlarımız yapabildikleri mücadelelerle zaten onların bugün hazır buldukları bugünkü statülerini kazanabildiler. Bugün elimizdeki tüm kazanılmış haklar, mücadeleyle kazanılmış haklardır. Ben gençlere sıranın onlarda olduğunu hatırlatmak istiyorum. Şimdi onların etkin olarak çalışmaları gerekiyor. Geçmiş kuşaklardan bir şey beklemenin mantığı yok, çünkü geçmiş geçmiş­te kaldı. Yarınki kuşaklar için bir şeyler yapacak tek grup gençler ve yarın için çalışılacak tek zaman bugündür. Bugün tohumu toprağa ekecekler, onlardan sonraki­ler de yetişecek ağacın meyvesinden yararlanacaklar. Kendinden sonraki nesiller için çalışmalılar. Çünkü biz öyle yaptık. Eskileri eleştirmek olmaz zaten onlar eski, artık siz yenisiniz ve yenilikler sizin elinizde demeye çalışıyorum.

Mesleğimizle ilgili; Birbirlerini sevmek zorunda asla değiller ama iyi anlaşmak, ekip olmak zorundalar.

Bu mesleği illaki burada Türkiye’de yapmak ya da başlamak zorunda da değiller. Gençler, bekârlar, dünyayı gezsinler, görsünler orada da başlayabilirler. Vakti gelince zaten hissedip anavatana döneceklerdir. Aprona girdiklerinde özel hayatlarını dışarda bıraksınlar, işlerine konsantre olsunlar, cep telefonlarını sadece iş amaçlı kullansınlar. En büyük şansları da ellerindeki akıllı telefonlar, bizim zamanımızda telefonla sadece arama yapılabiliyordu, şimdi ise arızayı canlı gösterme- izleme-çözme imkânı sağlıyor. Gençler bu mesleği sadece para diye seçmesin, sevdiğiniz meslekler de daha başarılı olup daha çok kazanacaklardır. Başarı için tutkulu olmaları, yenilikçi, araştırmacı, sorgulayıcı, doğrucu, güvenilir ve aklıma gelmeyen bir dünya özellik sahibi olmaları gerekiyor çünkü mesleğimiz sıfır hata ile çalışmayı gerektiriyor.

 

UTED: Günümüzün en önemli sorunu Lisanslandırma ile ilgili söylemek istediğiniz bir iki şey var mı?

Nazım Potur: Önemli olan o lisansı almak değil, o lisansın gerekliliklerini vakti geldiğinde layıkıyla yerine getirmek. Zamanı geldiğinde bu iş yanlıştır doğrusu budur diyebilmektir. Eskiden de almak çok zordu belki şimdi ya da gelecekte daha da kolay olacaktır. O zaman da en büyük değer iyi bir takım oyuncusu, ekip arkadaşı ve bilgili olmak kazandıracak. Uçağa dokunacak kişinin belirli bir yetkinlikte olduğuna karar verdikten sonra zaman ve eğitimle bu yetkinliğini artırarak uzmanlaştır­mak gerekir.

 

UTED: Peki, Dünya havacılığı ve Türk havacılığını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Nazım Potur: Mesleğimiz her geçen gün daha da sıkı kurallar ile çerçeveleniyor. Eskiden SAFA, SANA gibi çok sıkı denetlemeler yoktu. Eksik ya da kayıtsız bir boya hasarı Avrupa uçuşlarında sorun olmaz bir sonraki planlı bakıma ötelenebilirdi. Şimdiyse yerinde olmayan bir vidadan, kayıtsız bir hasardan uçaklar gittiği mey­danda ground olabiliyor. Bizden kaynaklı bir eksiklikte SHGM otoritemiz gerek maddi ceza gerekse yetkimizin askıya alınması gibi yaptırımlar uygulayabiliyor. Bu da bizlerin daha dikkatli ve prosedürleri eksiksiz bilme, uygulama ve bu uygulamalar esnasında da sıfır teknik gecikme çabasında sıkıştırabiliyor.

Bir de, TD TEAM ile Dalaman’da yabancı şirketlere bakım hizmeti sağlarken fark ettiğim Avrupalı kuralları net yazıyor ama net olarak uygulamıyor. Havacılıkta her şey siyah ve beyaz değildir arada grinin olduğu ve grinin de bir renk olduğu unutulmamalı. Go,no-go, go-if kavramları gibi… Bir de kurumlarımız bir araya gelip tüm vatandaşlarımıza keyifli eğlenceli az stresli uçuşları sunabilmeye çalışmalı. En ufak rötarla sinirlenen yolculara durum net anlatılabilmeli. Mesela birçok hava yolcusu burada Sabiha Gökçen’de tek pist olduğunu onun da bakıma ihtiyacı olduğunu bilmez ve mevcut hava trafiğinin Boğazdaki köprü trafiğimiz gibi yoğun ol­duğunu düşünmez. Bunun iyi anlatılabilmesi gerekiyor. Siz hiç köprüde trafiğe takılan bir otobüs yolcusunun ayağa kalkıp bu ne biçim otobüs şirketi diye serzeniş­te bulunduğunu duydunuz mu ya da gördünüz mü? Günümüzde her bakım kurumu kalite sertifikalarından söz eder ve gururlanır ancak bilinmelidir ki kaliteli bakımlar kaliteli çalışanlar ile yapılır ve kalitenin de bir bedeli vardır tıpkı Messi gibi Ronaldo gibi.

 

 

NAZIM POTUR

1977 yılında Almanya’da doğdu. Piraziz- Giresun’lu. Evli, eşi Marmara Üniversitesin’de Yrd. Doç. ve 6 yaşında Alya isimli kızı var. İstanbul Zeytinburnu’ndaki Kazım Özalp İlkokulu, Abdülhak Hamit Ortaokulu ve İhsan Mermerci Lisesini bitirdikten sonra kazandığı Anadolu Üniversitesi Sivil Havacılık Yüksek Okulu Uçak Gövde Bölümüne kaydoldu. 1994 yılında girdiği okuldan 1999 yılında mezun oldu. Mezuniyetinden sonra girdiği Top Air’de bir yıla yakın çalıştıktan sonra THY’ye girdi. 2000-2002 yılları arasında Revizyon, 2002- 2014 yılları arasında da Hat Bakım D Ekibin’de çalıştı. THY’den kendi isteğiyle ayrıldıktan sonra, kısa bir süre Dalaman’da TD Team Havacılık’ta çalışan Potur, aynı yılın sonunda girdiği PEGASUS Havayolları’ndaki Uçak teknisyenliği görevini sürdürüyor. Nazım Potur, UTED’in Yönetim Kurulu’nda da bir dönem bulunmuş ve UTED Dergide sık sık yazıları yayınlanmış bir Uçak teknisyeni…

Önerdiklerimiz

1968 © Uçak Teknisyenleri Derneği