Bekleme Ekranından Çık

1972 yılında Hollanda Fokker’dan 5 adet satın alınan F-28 uçak ve Rolls&Royce motor tip kursuna 29 teknisyen, 2 teknik öğretmen ve 1 mühendis, 32 kişilik bir grup olarak Amsterdam’a gittik. Toplu resimde tüm katılımcıların isimlerini görebilirsiniz. Kalacağımız otel şehir merkezi ile Amsterdam-Schipol havalimanı arasında, otoyollarının kavşak noktasında 4 yıldızlı ve Hollanda’nın simgesi yel değirmeninin 4 palli pervanesi formunda Frommer oteli. Otelin dört bir tarafından otoyol geçiyor. Otel öyle bir yere konumlanmış ki, otelden yürüyerek bir yere gitme şansı sıfır. Güzel ve yeni bir otel. Otelden memnunuz, ama şehre gitmek istediğimizde çok seyrek çalışan belediye otobüsü ve taksiden başka bir imkan yok. Anlaşılan, AMS havalimanının transit yolcuların veya seferi iptal olan yolcuların 1 gecelik konaklaması için düşünülmüş bir otel.

 

 

Fokker’in eğitim merkezi, havalimanın hemen yanındaki fabrika ile yan yana, apron kartına gereksinim olmuyor. Dersler çok güzel geçiyor. Öğretmenler derslerde anlattıklarının iyice anlaşılması için gerçekten çok gayret gösteriyorlar. Dersler tercümanlı olarak veriliyor. Tercümanlarımız, teknik öğretmen olarak kursa katılan, Sami Akalın ve Ahmet Unutulmaz. Her iki hocamızı da rahmetle anıyorum. Ben ve az sayıda İngilizcesi olanlar, kursu duble olarak alıyoruz. Önce Fokker öğretmeninden İngilizce, sonra da tercümanımızdan Türkçe dinliyoruz. Tercüme edenlerin bizim teknik öğretmenlerimizin bu kursu ilerde THY Teknik Eğitimde verecekleri için, anlatılanları önce kendilerinin iyice anlaması gerekiyor. Bu da, biz öğrencilere, anlatılan her şeyi tam anlama ve sınavlarda başarılı olma avantajı sağlıyor. Karmaşık sistemleri daha iyi anlayabilmemiz için değişik renkli plastik malzemelerden yapılmış mock-up’lar kullanılıyor.

 

 width=

Her konu (chapter) bittiğinde, bizim öğretmenlerimiz tarafından Türkçeye çevrilmiş, çoktan seçmeli yazılı sınav yapılıyor. Sınavlarda çok sıkı bir disiplin uygulanıyor, öğrenciler anfi şeklindeki sınav odasına alınıyorlar ve her masaya bir kişi oturtuluyor. Sınav başlamadan önce görevli öğretmenlerden birisi herkese içecek olarak ne istediğini sorup kaydediyor, sonra herkesin masasına servis yapıyor. Sınav bitmeden sınıf dışına çıkmak, konuşmak kesinlikle yasak. Bu yolla kopya çekilmesi önleniyor. Soruları A, B grubu olarak karışık dağıtıyorlar. Hangi grup olduğu soru-cevap kâğıtlarında önceden basılı olarak mevcut. Sınavlarda 100 üzerinden en az 70 puan almak zorunlu. 69 veya altında puan alan öğrenci ikmale kalıyor. İkmal sınavları 1 hafta sonra yapılıyor ve aynı disiplin uygulanıyor. İkmal sınavında da 70 veya üzeri puan almayana kurs sertifikası verilmiyor ve ülkesine geriye gönderiliyor. Bu kural kesin. Eee, şartlar böyle olunca, ikmale kalmamak ve refüze edilmemek için, her akşam belli gruplar olarak otelde oturup ders çalışıyoruz, eksiklerimizi tamamlıyoruz. Haftada veya 10 günde bir defa “field trip” denen üretim hattı ziyareti yapılıyor. Bu ziyarette de katı bir disiplin uygulanıyor. 5-6 kişilik gruplar yapılıp, her gruba bir öğretmen rehberlik ediyor, gruptan ayrılmak, malzeme veya kullanılan takımlara el sürmek yasak. Grupların başındaki Fokker öğretmenleri gereken anlatımı yapıyorlar. Sorularımızı çalışanlara değil, öğretmenlere sormak zorundayız, iş gayet ciddi tutuluyor.

 

 width=

F-28 uçaklarında kullanılan motorlar Rolls&Royce Spey Engine tipi. Motor kursu Fokker’da değil, üretici Roll&Royce tarafından, 4 hafta sürecek uçak tip eğitiminin sonunda İngiltere’de verilecekti. Ancak, kursun başlamasından kısa bir süre sonra, kursun 2. hafta sonunda uçak tip kursunu yarıda bırakıp İngiletere-Derby’deki motor üreticisine gidip 2 hafta motor kursu göreceğimizi, motor kursu bitince tekrar Amsterdam’a dönüp uçak tip kursunu tamamlayacağımızı bildirdiler. Bunun nedeni Roll&Royce’un yoğunluk nedeniyle başka bir tarih verememesi. Fokker’da derslerden ve sınav stresinden bunaldığımız için bu haberden mutlu olduğumuzu çok iyi hatırlıyorum. Bu yolla Fokker’ın sıkı disiplininden bir süreliğine uzaklaşacaktık.

Cumartesi, Pazar günleri otelden belediye otobüsleriyle şehir merkezine iniyoruz. Otele dönüş için şehirden otele gidecek son otobüsü kaçırmamalıyız, aksi halde taksi ile gidip oldukça fazla olan ücrete katlanmak zorundayız. Amsterdam dümdüz bir şehir. İçinde sayısız su kanalları var.

 

Mümkün olduğunca elimizde şehir haritasıyla yaya olarak geziyoruz. Bazı kanallarda kenara bağlanmış teknelerde sürekli yaşayan aileler var. Bunların resmi ikamet adresleri bu teknelermiş. Elektrik, telefon bağlı, mektup gelirse postacı tekne adresine teslim ediyor. Bu çok ilginç bir yaşam tarzı da, kanalizasyon işi nasıl hallediliyor, bilmiyorum. Kanallarda turistik, üstleri portatif şeffaf plexy-glass ile kapalı teknelerle gezi yapmak mümkün. Çoğunda sesli anlatımlar var, geçilen yerlerde ilgi çeken binaları ve tarihlerini anlatıyorlar. Amsterdam’da ilginç yerlerden birisi de Kırmızı Fener Sokağı. Bana en ilginç geleni ise Hollandalı ailelerin küçük çocuklarıyla bu sokağı müze gibi gezmeleri ve çocuklarına izahat vermeleri, artık ne anlatıyorlarsa.

 

Hollanda denizden toprak kazanan bir ülke. Ülke topraklarının önemli bir kısmı bu yolla kazanılmış. Bunun için tarih boyunca, saygı duyulacak bir gayret göstermişler. Meşhur yel değirmenleri ise tahıl öğütmek için değil, denizden böldükleri alanların suyunu denize boşaltmak için kullanılmış. Çoğu insan bu değirmenlerin sadece bu maksat için kullanıldığını bilmiyorlar, ben de orada öğrendim. Dümdüz arazide neredeyse devamlı esen rüzgârdan yaralanarak dönen pervanenin hareketi mekanik olarak su pompasına (tulumba) aktarılıyor. Pompa, bölünen alandaki suyu, rüzgar estiği sürece devamlı emip denize akıtıyor. Alanın büyüklüğüne göre bazen yıllar süren pompalama sonucu boşalan alan toprak dökülüp araziye katılıyor. Saygı duyulacak bir çalışma. Bu nedenle Hollanda’da bazı yerlerin irtifası deniz seviyesinin altında, Lut Gölü gibi.

 

Hollanda haritasına bakarken deniz üzerinde kilometrelerde uzayan ve cetvelle çizilmiş gibi bir yol gördük. Bu yol, körfezde karşı tarafa geçmek için, IJsselmeer köfezinin etrafında dolanmak yerine kestirme bir yol. Gerçek ise başka bir şeymiş. Bu yol deniz ile körfezi fiziki olarak birbirinden ayırmış, çift şeritli otoyol ve uzunluğu 36 km. Yolun orta yerinde elektrikle çalışan su pompaları binası var. Bize anlatılana göre, onlarca yıl sürecek pompalama sonunda körfezdeki su boşaltılacak ve topraklarına ilave edilecekmiş (çok uzun süreli bir proje, ölme eşeğim ölme). Bir araba kiralayıp hem bu yolu ve hem de Hollanda’nın kuzey bölgesinde bir gezi yapmayı kararlaştırdık. Havalimanındaki bir araç kiralama şirketinden 2 gün için, bütçemize uygun bir Volkswagen kaplumbağa kiraladık. Ben, Mustafa Girit, Fahrettin Uçarlar, Tamer Yaşar ve Hayri Akıner, 5 kişi bu geziyi yapacağız. Arka koltukta 3 kişi çok sıkışacaklar ama ne yapalım. Hepimiz yaşıt ve aynı kıdeme sahip teknisyenleriz, aramızda çok güzel bir uyum var. Günümüz tabiriyle kankayız.

 

 width=

Cumartesi sabahı havalimanından arabayı alıp yola çıktık. Güneşli, güzel bir gün. Deniz ortasındaki 36 km’lik yola girdik, ortasındaki pompa istasyonunun olduğu yere araç park ve seyir yerleri yapmışlar. Park edip her iki taraftaki denizi (bir taraf körfez, diğer taraf okyanus) seyrettik. Sonra kuzey bölgesinde yemyeşil sebze bahçeleri olan bölgeyi dolaştık, hava karardıktan sonra dönüş yolculuğumuz da iyi geçti. Otelin yanına kadar geldik gelmesine ama, otelin girişini bulamıyoruz. O otoyoldan, bu otoyola geçiyoruz, oteli bir sağımızda, bir solumuzda görüyoruz ama girişini bir türlü bulamıyoruz. Tavaf eder gibi, otelin etrafında 2-3 tur attıktan sonra, nasıl olduysa kendimizi otelin önünde bulduk. Ertesi gün arabayla gezimize devam ettik, akşam aynı zorlukla otelimize gelip yemeğimizi yedik. Arabayı havalimanına götürüp teslim etmemiz lazım. Ben ve Tamer Yaşar otelden havalimanına doğru yola çıktık. 8-10 km’lik bir yol. Yolun yarısını geçtikten sonra aniden çok yoğun bir sise girdik. Sis öyle yoğun ki, 3-4 metreden ilerisi görülmüyor. Yol kenarındaki reflektörlü kazıkları takip ederek havalimanı yakınına kadar gelebildik, görüş mesafesi sıfır oldu. Tamer arabadan inip 2 metre kadar önüne geçti, yürürken bana yüksek verdiği sesle gel-gel komutuna uyarak bir miktar daha ilerledik ve bir noktada artık durmak zorunda kaldık. Araçtan inip yaya olarak 15-20 metre yürüyünce terminal binasını ve ışıklarını görüp araca döndüm. Dört yol kavşağında durmuşuz. Az sonra önümüzden çok yavaş geçen bir ikram kamyonu görünce peşine takılarak terminalin önüne kadar gelebildik. Aracı teslim edip bir taksi ile otelimize döndük.

1968 © Uçak Teknisyenleri Derneği