Bu ay Almanya’nın en önemli, bence en güzel, en tarihi ve 4. büyük şehri olan Köln’deyim. Önce şehrin adı ile başlamak isterim. Köln ya da Cologne, Romalılar tarafından M.Ö. 38 yılında kurulmuştur. Adını İmparator Nero’nun annesi olan Colonia Claudia Ara Agrippinensium’dan almıştır.
Bir Roma kolonisi olarak kurulan şehrin ismi kurulduğu zaman “koloni” olmuştur. İngilizcesi Cologne, Türkçede kolonya anlamına gelmektedir. Fransızcadan “Köln suyu” olarak çevrilir.
Ren Nehri’nin iki yakası üzerinde kurulmuş olan şehir, Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinin en büyük şehridir.
Orta Çağ’dan günümüze uzanan tarihi ile Almanya’nın en eski şehirlerinden birisidir.
Ben Köln’e İstanbul’dan 3 saatlik bir uçak yolculuğu ile ulaştım.
Köln ile özdeşleşen, adeta kentin simgesi olan Köln Katedrali’ni tanıtarak başlamak isterim. Şehrin hemen hemen her yerinden sizi adeta selamlayan bu katedral, bence Paris’in Eiffel Kulesi gibi. Köln Katedrali’nde (yani Kölner Dom’da) katedralin dış yüzeyinin simsiyah oluşu dikkatimi çeken ilk izlenim oldu. Nedenine gelince öğrendim ki taş duvarlarda biriken kirler nedeniyle kilisenin duvarları siyahlaşmış. Yüzyıllar boyunca kömürlü ısıtma sistemleri, buharlı lokomotifler ve fabrika bacaları kilisenin dış yüzeyinin siyahlaşmasına neden olmuştur.
Katedral, Hristiyanlığın Katolik mezhebi için açılmış bir ibadethanedir. 1248 yılında yapımına başlanmış ve 632 yılda bitirilmiştir. 1880 yılında yapımı tamamlanmıştır.
Gotik mimarinin en görkemli örneklerinden biri olarak kabul edilen kilise, hem tarihi hem de mimari özellikleri ile dikkat çekmektedir.
Dünyanın en büyük 3. kilisesidir. 1996 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan bir yapı olmuştur. Burası 7000 metrekarelik bir alanı kapsamaktadır. 157 m yükseklikte 2 kulesi ile Avrupa’nın en yüksek ikiz kulelerine sahip dini yapılarından birisidir. Katedralin planı haç şeklindedir. İç mekânında ise yüksek tavanlar ve zarif sütunlar bulunmaktadır. Özellikle vitray pencereleri çok etkileyicidir. İç mekâna mistik bir ışık sağlar.
Dünya Savaşı’nda bombardıman sırasında oluşan basıncın en aza indirgenmesi ve binanın en az hasarı alması için vitray pencereler yerinden çıkartılmış, savaştan sonra ise yeniden takılmıştır.
Katedral aynı anda 20 binden fazla insanı ağırlayabilecek kadar büyüktür. Resmî kaynaklara göre katedral her yıl 6 milyondan fazla ziyaretçi ile Almanya’nın en popüler turistik yerlerinden birisidir.
Katedralin hemen yanında Hohenzollern Köprüsü yer alıyor. Köprü 1911’de yapılmış. Bu köprüde insanların birbirlerine aşklarını gösteren asma kilitler yer alıyor. İnanışa göre insanlar aşklarının sonsuz olması için dilekte bulunup kilit asıyorlar. Köln’ün önemli müzesi de Ludwig Müzesi’dir. Burada Picasso’nun 900 adet eseri yer alıyor. Dünya çapında en büyük 3. Picasso koleksiyonu burada bulunur. Müzede ayrıca Rus sanat eserleri de bulunuyor.
Köln’ün hayvanat bahçesi de oldukça ünlü. 1860’ta kurulmuş ve Almanya’nın en eski 3. hayvanat bahçesidir.
Ayrıca bir çikolata müzesinin ve kolonya müzesinin de bulunduğu Köln şehrinde en popüler meydan Alter Markt, yani Eski Meydan adını taşıyor.
Köln, dünyanın en büyük 4. zengin kentidir. Sanayileşme ve endüstriyel güç ile ekonomik açıdan çok zengin bir şehirdir. Nüfusu 4 buçuk milyon olup Almanya’da yaşayan Türk nüfusun en yoğun olduğu 2. şehirdir. En çok Türk Berlin’de yaşamaktadır.
Gezdiğim tüm ülkelerde hep dikkatimi çeken bir şey oldu. Örneğin Milano’daki Duomo’da da aynısı vardı. Katedrallerde hep bir restorasyon, hep bir onarım vardır. Köln Katedrali’nde de aynısına rastladım. Neden böyle diye kendi kendime sordum.
Aslında yazar Herman Melville, ünlü Moby Dick adlı eserinde benim bu sorumun yanıtını veriyor:
“…..tamamlanmamış kulesinin tepesinde duran vinçle bırakılan Köln Katedrali misali listemi terk ediyorum. Çünkü küçük yapılar ilk mimarları tarafından tamamlanabilir. Ama büyük olanlar her zaman son dokunuş için gelecek nesillere emanet edilir.”
Anladım ki Köln Katedrali de, Milano’daki Duomo Katedrali gibi o son dokunuş için gelecek nesilleri bekliyordu.
Köln tam bir Alman kenti. Tarihi, büyüleyici, etkileyici ortamı, nefis yiyecek seçenekleri ve yemyeşil parkları ile görmeniz gereken önemli bir şehir. Üniversite yıllarımda gittiğim ve beni hep çok etkilemiş olan Köln’e gitmenizi öneririm. Çünkü çok etkileneceksiniz.