Alerji ve astım, yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen ve uzun süren, yani kronik hastalıklardandır. İklim, mevsimler ve çevresel faktörler bazı hastalıkların ortaya çıkışını kolaylaştırabilir. Örneğin, ilkbaharda veya sonbahar aylarında özellikle astım, mevsimsel alerji, nezle, grip gibi solunum yollarıyla ilgili hastalıklarda artış yaşanır.
Alerji aslında temel olarak “Bağışıklık Sistemi ”nin bir/ birkaç etkene karşı oluşturduğu bir dizi cevaptır. Vücutta alerjiye sebep olan birçok farklı etken sayabiliriz. En yaygın olarak ağaçlar ve otlardan gelen polenler, hayvan tüyleri, küf, gıdalar, böcek sokmaları ve ilaçlar, alerjik reaksiyona sebep olabilen etkenlerdir.
Alerji-Astım ilişkisi
Eğer alerjiniz varsa, vücutta oluşan alerjik reaksiyonları tipik olarak burun, akciğerler, boğaz, sinüsler, kulaklar, mide iç yüzeyi veya ciltte görebilirsiniz. Bazı kişilerde alerjiler solunumla ilgili belirtileri tetikler ve astım tablosuna yol açar. En ciddi vakalarda, anafilaksi adı verilen hayatı tehdit eden bir reaksiyon meydana gelebilir.
Alerji tablosuna eşlik eden durumlar
Astım ve alerjiye genellikle, bağırsak şikayetleri, aşırı kilo veya obezite, egzema, sinüzit, uyku apnesi ve psikolojik şikayetler de eşlik edebilir. Astım, solunum yollarını tutan aynı zamanda iltihabi bir zemini olan kronik bir hastalıktır. Bu şikayetin oluşmasında çevresel birçok faktör rol oynar. Belirtiler hafif ya da şiddetli olabilir ve kişiden kişiye farklılık gösterir. Hırıltılı solunum, nefes darlığı, öksürük ( özellikle gece), göğüste tıkanıklık hissi gibi belirtileri vardır. Belirtilerin şiddetlendiği zamanlar, tekrarlayan ataklar ( özellikle çocuklarda) olarak ifade edilir ve yaşamı ciddi derecede zorlaştırır. Toplumumuzda alerji oranı son on yılda iki kat artmıştır. Sayısal veriler her altı kişiden birinin alerjik şikayetleri olduğunu göstermektedir. Özellikle çocuklarda astım ve alerji daha sık görülmektedir.
Alerji ve astıma yol açan temel sebepler
Hastalığa zemin hazırlayan faktörlerden en önemlisi beslenme ile vücuda alınan kimyasal, toksik ve asit özellikte maddelerdir. Günümüzde doğallıktan uzak, rafine gıdalarla , fast-food ağırlıklı beslenen hemen herkeste, özellikle okul çağı çocuklarında astım ve alerji şikayetlerinin beraber görülme oranı oldukça yüksektir. Bu tür beslenme vücuda fayda sağlamadığı gibi, vücudun mevcut vitamin – mineral depolarını da azaltır. Vücuttaki hücresel düzeyde boşaltım ve detoks sistemlerini tahrip eder. Dolayısıyla bağışıklık sisteminin de gücünü önemli ölçüde azaltır.
En az beslenme kadar önemli olan başka bir faktör de günümüzde normal doğumun değil, daha çok sezaryen yönteminin tercih edilmesidir. Bebeklere normal doğumla anneden doğal yolla geçen vücut florası (vücudumuzda bizimle birlikte yaşayan bakteriler ve mikroplar topluluğu), çocuğun gelecekte sağlıklı bir hayat sürdürmesi için çok önemli bir kazanımdır. Çünkü bu yolla bebeğin bağışıklık sistemi, kazanılan bu bakteri topluluğu tarafından doğru yönde eğitilir. Sezaryen yöntemiyle dünyaya gelen bebeklerde ise bu mümkün olmadığından, bebeğin bağışıklık sistemi farklı reaksiyonlar verecek şekilde çalışır. Bilimsel olarak yapılan çalışmalarda sezaryen doğumla dünyaya gelen ve anne sütüyle beslenmeyen , rafine mamalarla beslenen bebeklerin astım- alerji şikayetlerinin çok daha fazla olduğu, ayrıca obeziteye yatkınlığın daha fazla görüldüğü bildirilmiştir.
Bunlara ek olarak, açık havayla teması az olan, havasız ve kapalı (sigara içilen vb) ortamlarda çok uzun zaman geçiren, sık enfeksiyon geçiren, hareketsiz kalan kişilerde de bu şikayetler oldukça yaygındır.
İlaçlar ve alerji aşılarının etkileri
Astım tedavisi, daha çok belirtilere yönelik, solunumu rahatlatıcı ve astım krizlerini baskılayıcı ilaçlarla yapılmaktadır. Alerji tedavilerinde ise, vücutta alerjik reaksiyonları giderici anti-alerjik ilaç verilir. Ayrıca kişide belirlenen alerji etkenlerine karşı küçük dozlarda tekrarlayan aşılar şeklinde “immünoterapi” uygulanmaktadır. Burada amaç, kişide alerji oluşturan etkenlere vücudun yavaş yavaş alıştırılmasıdır. Ancak araştırmalar her hastada ve her alerji türünde bu uygulamanın olumlu etki göstermediğini, hatta hayatı tehdit eden çok ciddi problemlere yol açtığını ortaya çıkarmıştır. Aşı uygulamaları sırasında alerjik reaksiyonlar, ayrıca aşı yerinde şişkinlik, kızarıklık ve ağrı oluşabilmektedir. Aşılardan sonra bütün vücutta yan etki gösteren vakaların yan etki göstermeyenlere göre yaklaşık dört kat daha fazla olduğu araştırmalarda gösterilmiştir. Bu uygulamalar bir dereceye kadar alerjik şikayetleri rahatlatsa da yan etkilerinin yanı sıra tekrarlanan aşıların maddi boyutları hastaya ek bir külfet getirmektedir. Çoğunlukla immunoterapi ile birlikte hastanın alerji ilaçları da kullanma zorunluluğu devam edebilmektedir. Ayrıca kişide var olan diğer hastalıklar da aşıların uygulanması konusunda endişeler oluşturmaktadır.
Alerjik problemlerde çözüm
Öncelikle kişide alerjiyi oluşturan temel sebepler araştırılmalıdır. Bütün hastalıklar vücudumuzun temel birimi olan hücrelerde başlar. Dolayısıyla vücutta alerjik duruma alt yapı hazırlayan sebepler de bu düzeyde tesbit edilmelidir. Hücresel düzeyde eksiklik ve problemler tesbit edilip, buna göre kişiye özel bir program uygulanarak bu şikayetlerden kurtulmak mümkündür. Alerjide beslenme düzenlenmesi yapılması çok önemli faydalar sağlar. Çünkü bağışıklık sistemi yüzde altmış oranında sindirim sisteminde yerleşmiştir. Sadece hastalıkların görünen belirtilerine karşı baskılayıcı bir tarzda ilaç tedavisi uygulamak, problemi her zaman temelden çözmeyeceği gibi bazen hastalığın derinleşmesine ve kronikleşmesine de yol açar. Sebebi oluşturan faktörlere yönelik uygulama ve düzenlemeler yapmak, sadece astım ve alerji şikayetlerinde değil, var olan şikayetlerin bütününde ciddi oranda iyileşmeler sağlar ve yaşam kalitesini olumlu yönde arttırır.